

Diana
Yonetmen: Oliver Hirschbiegel
Vizyon Tarihi: 19 Eylül 2013
Konu
1997’de şüpheli bir trafik kazası ile hayatını kaybeden Prenses Diana’yı beyazperdeye taşıyan film, Leydi Di ve onun Dodi Fayed’den önceki Pakistanlı sevgilisi kalp cerrahı Hasat Khan ile olan ilişkisine odaklanıyor. Kimilerine göre Dr. Hasnat Kahn, Leydi Diana'nın hayatının aşkıydı ve iki yıl süren bu ilişkiden sonra derin bir aşk acısı yaşamaya başladı. Bu süreçte Dodi Al-Fayed ile birlikte olmaya başlaması kimilerine göre Kahn'ı unutumadığı ve bu şekilde cezalandırdığı içindi. 1997 yılında şaibeli bir trafik kazası meydana geldi ve henüz 36 yaşında Leydi Diana, tüm bu sırları da yanına alarak hayata veda etti. Bu kaza sadece kraliyet ailesi için değil, tüm dünya için büyük bir şoktu.
Oyuncu Kadrosu

Naomi Watts
Princess Diana

Naveen Andrews
Hasnat Khan

Charles Edwards
Patrick Jephson

Douglas Hodge
Paul Burrell

Cas Anvar
Dodi Fayed

Geraldine James
Oonagh Shanley-Toffolo

Juliet Stevenson
Sonia

Laurence Belcher
Prince William

Michael Byrne
Christiaan Barnard
Chris Cowlin
Paparazzi
🎬 Bu Filmi Begendiysen Bunlara da Bak

Ray, kendi halinde yaşayıp giden, hayalleri olan küçük bir çocuktur. Yaşadığı oldukça trajik bir olay sonucunda hayatına kör olarak devam etmek zorunda kalır. Yaşadığı bu acıya rağmen hayata dair umudunu kaybetmez ve yepyeni, taze hayallerle hayat yolculuğuna devam etmeye karar verir. Ray, karşısına çıkan engellerle savaşacak ve dünyanın en önemli müzisyenlerinden biri haline gelecektir. Küçük Ray, hem adıyla hem de soyadıyla tanınan Ray Charles olacaktır. 11 haziran 2004 günü 73 yaşında hayata veda eden soul müziğinin efsane ismi Ray Charles'ın yaşam öyküsünü anlatan 'Ray' müzikal bir otobiyografi.
Ray

Flipper Purify (Wesley Snipes) iyi bir işte çalışan sıradan bir Harlemli adamdır. Rahip babası (Ossie Davis), yufka yürekli annesi ve eroin bağımlısı kardeşiyle uğraşmaktadır. Kardeşi (Samuel L. Jackson) sürekli gelip ondan para ister, Flipse mecburen vermek zorunda kalır. Flipin kendisine gelince, kendisinin çok güzel ve akıllı olan küçük bir kızı ve çok sevdiği bir karısı vardır. İyi bir işi vardır fakat yeni sekreter gerekmekteydi ve bunun için ona bir sekreter verilir.
Orman Ateşi

Önceleri gece klüplerinde tek kişilik komedi gösterileri yapan Andy Kaufman (Jim Carrey) ilk kez Saturday Night Live adlı televizyon şovunda seyirci karşısına çıktığında alışılmadık garip tarzı ile tanınmış menajer George Shapiro (Danny DeVito)'nun dikkatini çeker. Shapiro'nun yardımı ile kendi şovunu yapmaya başlayan Kaufman komedide bilinen tarzların dışına çıkmakta, aslında seyirciyi güldürmekten çok şoke etmeye çalışmaktadır. En yakınları bile Kaufman'ın nerede rol yapıp nerede gerçeği yaşadığını anlayamazlar. Günümüzde bile tam anlaşılamamış olan bu 'nevi şahsına münhasır' sanatçının destekçileri arasında menajeri Shapiro'dan başka dostu ve rol arkadaşı Bob Zmuda (Paul Giamatti) ve kız arkadaşı Lynne Margulies (Courtney Love) vardı.
Aydaki Adam

Uzun süredir görmedikleri kızlarının evleneceğini ve o akşam yemeğe nişanlısı ve onun ailesiyle geleceğini öğrenen anne baba Drayton'lar hemen hazırlıklara başlar fakat kızları, damadın siyah olduğu gerçeğini söylemeyi atlamıştı. Amerikan toplumunun gedikli konusu ırkçılığa, muhafazakarlık ile hümanitenin müsabakası üzerinden yaklaşan 'Guess Who's Coming to Dinner', güçlü oyuncu kadrosu ve nefis senaryosuyla eşsiz bir klasik.
Beklenmeyen Misafir

Amerikan tarihinin en önemli insan hakları savunucularından ve siyahi liderlerinden biri olan Malcolm X’in hayatı, Spike Lee’nin yaratıcı bakış açısı ile beyazperdeye aktarılıyor. Daha önce Broadway’de tarihi lideri canlandırmış olan Denzel Washington’un dikkate değer oyunculuğu ile Malcolm X’in hikayesi sıradan bir biyografi olmaktan çok, bir insanın hayatında devrim yapıp kendini gerçekleştirmesi şeklinde, dönemlere bölünerek anlatılmış:Babası Ku Klux Klan tarafından öldürülen Malcolm, çağdaşı bir çok zenci gibi umutsuz ve zor bir çocukluk geçirir. Neticesinde hayatı günlük yaşayan hedonist bir hırsıza dönüşür. Sonunda hapise girdiğinde İslam öğretisi kendisini yeniden tanımlamasına yardımcı olur. Burada dahil olduğu toplulukta kendini bulur ve yükselmeye başlar. Hapisten çıkınca Malcolm, adeta bir mesih işlevi yüklenir ve kendilerini birer suçlu yapan toplumsal adaletsizliğe başkaldırır.
Malcolm X

Film detaylari icin tiklayin...
Nikdo se nebude smát

Film detaylari icin tiklayin...
The Most Reluctant Convert: The Untold Story of C.S. Lewis

İngiltere’nin asırlardır demir yumrukla yönettiği İrlanda’da 6 gün süren ve tarihe 1916 Dublin Posta Binası Kuşatması olarak geçen olaydan kurtulan tek isyancı, aslen ABD vatandaşı olan İrlanda kökenli Eamon De Valera olur. Diğer destekçilerinin çoğu hapsi boylamıştır. İçerden yeni fikirlerle çıkan Michael Collins, direnişte yeni bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu düşünmektedir. Dava arkadaşı Harry Boland ile birlikte İrlandalı Gönüllüler hareketini başlatır. Terörist saldırılar, gerilla hareketleri ve çok önemli casusluk operasyonları sonucu, İngiliz hükümeti kısa sürede zor bir duruma düşer. Cumhuriyetçi hareket bütün İrlanda’da yeşermiştir ve Collins artık özgürlük isteyen herkes için bir kahramandır. Bağımsızlığa giden yöntemler konusunda Collins’le aynı şeyleri düşünmeyen kişi ise eski arkadaşı De Valera’dır. Collins, kendine karşı savaş açan De Valera’yla uğraşırken bir yandan da dava arkadaşı Boland’ın sevgilisine aşık olunca, birçok cephede mücadele etmek zorunda kalır.
Özgürlüğün Bedeli

Emiliano Zapata, Meksika'nın en saygın ulusal kahramanlarından, çiftçilerle Meksikalı yerlilerin özgürlüklerini ve toprak haklarını aramak için başlayan 1910 devriminin öncülerindendir. Senaryosunu John Steinbeck'in yazdığı bu biyografik filmde Zapata, romantik, idealist, alaycı, inatçı ve karizmatik bir önder olarak tasvir ediliyor. Viva Zapata! 1900'lerden başlayarak Zapata'nın köyde geçen çocukluğunu, erkek kardeşi Eufemio ve silah arkadaşı Pancho Villa ile birlikte dönemin gaddar başkanı Porfirio Diaz'a başkaldırışlarını ve devam eden olayları anlatıyor.
Yaşasın Zapata!

Fransız Xavier'in, İspanyolca öğrenmek için AB bursuyla Barselona’ya gidip, Avrupa’nın altı farklı ülkesinden gelen insanlarla kaynaştıktan sonra Paris'teki sevgilisinin yanına dönmesinin ardından 5 yıl geçmiştir. Artık hayalini kurduğu gibi bir yazar olmayı başardıysa da, kendini bir kez daha kaybolmuş hissetmektedir. Hem maddi hem de romantik cephede yaşadığı sıkıntılar onu önce Londra'ya, ardından Saint Petersbourg'a sürükler. Bu yolculuk, ona yıllar sonra bir kez daha işi, hayatı ve aşkı yeniden keşfetme imkanı tanıyacaktır.