

Timbuktu
“Özgürlük için bir şarkı.”
Yonetmen: Abderrahmane Sissako
Vizyon Tarihi: 10 Aralık 2014
Konu
Kidane, Timbuktu yakınlarındaki çölde karısı Satima, kızı Toya ve 12 yaşındaki çobanları Issan ile birlikte kendi halinde bir hayat yaşamaktadır. Ancak Timbuktu yeni islamist-köktenci yönetim altına girmiştir. Acı ve sefalet içindeki halk bu cihatçı terör karşısında kaderlerine boyun eğmeyi reddederken, şehirde müzik, kahkaha, sigara ve futbol dahi yasaklanır. Her gün yeni mahkemeler Timbuktu’ya trajik ve absürd yeni kurallar buyurur. Birer gölgeye dönüştürülmeye çalışılan kadınlar ise ağırbaşlılıkla direnmektedirler. Tüm bunlar olurken Kidane ve ailesinin şehir ve kargaşadan uzaktaki yaşamları ise Kidane’nin, çok sevgili GPS adlı ineklerini katleden balıkçı Amadou’yu yanlışlıkla vurması ile değişir. Bu olay şehirden uzaktaki bu aileyi, yeni Timbuktu ve kurallarıyla tanıştıracaktır.
Fragman
Oyuncu Kadrosu

Ibrahim Ahmed
Kidane

Toulou Kiki
Satima
Layla Walet Mohamed
Toya

Abel Jafri
Abdelkrim

Kettly Noël
Zabou

Hichem Yacoubi
Jihadist

Mehdi A.G. Mohamed
Issan

Fatoumata Diawara
Singer

Adel Mahmoud Cherif
The Imam

Salem Dendou
Jihadist leader
🎬 Bu Filmi Begendiysen Bunlara da Bak

Margaret Atwood'un, doğurgan kadınları seçkin parti liderlerinin ve kısır eşlerinin metasına dönüştüren gelecek toplumuyla ilgili öyküsünün bu ürpertici uzun metrajlı film uyarlamasında Natasha Richardson, Robert Duvall ve Faye Dunaway rol alıyor.
Damızlık Kızın Öyküsü

Film detaylari icin tiklayin...
Белое солнце пустыни

Hollanda yapımlı aksiyon konulu filmin yönetmeni Roel Reine’dir. Başrollerin de Charles Dance , Rutger Hauer , Barry Atsma , Derek de Lint , Ella-June Henrard görev yapmakta filmin senaristliğini ise ünlü Hollanda’lı senarist Alex Van Galen yapmaktadır. Yeni kurulan Felemenk Cumhuriyeti İngiltere, Fransa ve Almanya tarafından saldırıya uğramışken ve ülke iç savaşın eşiğindeyken ülkenin en büyük silahı yani donanmaya sadece tek bir adam, Michiel de Ruyter önderlik edebilir.
Amiral

Film detaylari icin tiklayin...
Огненные вёрсты

1970'lerin ortalarında New York Times muhabiri Sydney Schanberg Kamboçya'da hüküm süren iç savaşı gazetesi adına takip edip yazmak için bu ülkededir. Kendisine gazetenin bölge muhabiri olan, arkadaşı ve tercümanı Dith Pran yardımcı olmaktadır. Amerikan ordusu Vietnam yenilgisinden sonra geri çekilirken Kamboçya'lıların da bölgeden tahliyesini sağlamaktadır. Ancak ailesini helikoptere bindiren Dith Pran görevini terketmeyerek Sydney Schanberg'le birlikte bölgede kalır ve haber yapmayı sürdürürler. Bir dizi trajik habere imza atan ekip ülkedeki durumun daha da vahim bir hal alması ile ABD'ye dönme kararı alır. Ancak bir Kamboçya'lı olan Dith Pran kaçamaz ve korktuğu şey başına gelir,ülkeyi kana bulayan Kızıl Kmerlere esir düşer.
Ölüm Tarlaları

Gezici bir tiyatro kumpanyasının 1939 ve 1952 yılları arasında Yunanistan'da çıktıkları uzun turne sırasında uğradıkları her ada, köy ve kasabada Kadın Çoban Golfo adlı aynı kırsal oyunu sergilerlerken, gerçek hayatta kendi aralarında yaşadıkları birtakım olayların da klasik bir Yunan trajedisi olan Oresteia'yı andırması konu edilir. Bu bağlamda Yunanistan'ın çalkantılı yakın tarihine dramatik ve alegorik bir yolculuk yaparlar. Bu tarih Nazi işgalinin sürdüğü 2. Dünya Savaşı yıllarından başlayıp, Kralcılar ve Komünistler arasında geçen yıkıcı Yunan İç Savaşı'nı da içine alan süreyi kapsar. Brechtvari bir anlatım tarzıyla filmde zaman bir ileri bir geri sıçrar durur. Yunanistan'ın en eski tarihi (bir anlamda mitoloji) ile yakın tarihi (1939 - 1952 arası) arasındaki zamanda gidip gelmeler tiyatro aracılığıyla yapılır.
Kumpanya

Güneyli güzel Scarlett O'Hara üç evliliği, iç savaş ve Güneyin yeniden inşaa edilmesi sürecinde zenginlikten fakirliğe düşüşünü, sonra yeniden zenginliğe kavuşmasını anlatan film, Margaret Mitchell'in klasik eserinden sinemaya uyarlanmış olup yapımcı David O. Selznick'in en başarılı eseri kabul edilmiştir.
Rüzgâr Gibi Geçti

Filmde, 1860’ların İtalyası’nın hızla değişen toplumsal yapısına uyum sağlamaya çalışan yaşlı bir prensi canlandıran Burt Lancaster, statüsünü ve yaşam tarzını sağlama alma çabasıyla yeğeni Tancredi’nin (Alain Delon) zengin bir tüccarın kızı olan Angela’yla (Claudia Cardinale) evliliğini ayarlar; ve filmin final bölümünü oluşturan neredeyse bir saate yakın balo sahnesi boyunca, hem ait olduğu toplumsal sınıf hem de kendi geçmişiyle bugünü üzerine derin düşüncelere dalar. Birey ve toplum arasındaki etkileşimi büyüleyici ve görkemli bir dille anlatan böyle bir filmi, ancak Visconti gibi aristokrat kökenli bir Marksist yönetebilirdi. (Lancaster, rolünü Visconti’nin karakterinden yola çıkarak canlandırdığını söylemiştir). Aristokratların artık gücün yeni zenginlerin eline geçtiğini kabullendikleri balo sahnesi, haklı olarak sinema tarihinin en ustaca çekilmiş sahnelerinden biri olarak kabul edilir.
Leopar

Los Angeles' da çok sıkıcı bir işte çalışan genç bir kadının öyküsüdür. Geceleri ise erkek arkadaşı ile barlarda bambaşka bir hayatı vardır.
The Rapture

İngiltere’nin asırlardır demir yumrukla yönettiği İrlanda’da 6 gün süren ve tarihe 1916 Dublin Posta Binası Kuşatması olarak geçen olaydan kurtulan tek isyancı, aslen ABD vatandaşı olan İrlanda kökenli Eamon De Valera olur. Diğer destekçilerinin çoğu hapsi boylamıştır. İçerden yeni fikirlerle çıkan Michael Collins, direnişte yeni bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu düşünmektedir. Dava arkadaşı Harry Boland ile birlikte İrlandalı Gönüllüler hareketini başlatır. Terörist saldırılar, gerilla hareketleri ve çok önemli casusluk operasyonları sonucu, İngiliz hükümeti kısa sürede zor bir duruma düşer. Cumhuriyetçi hareket bütün İrlanda’da yeşermiştir ve Collins artık özgürlük isteyen herkes için bir kahramandır. Bağımsızlığa giden yöntemler konusunda Collins’le aynı şeyleri düşünmeyen kişi ise eski arkadaşı De Valera’dır. Collins, kendine karşı savaş açan De Valera’yla uğraşırken bir yandan da dava arkadaşı Boland’ın sevgilisine aşık olunca, birçok cephede mücadele etmek zorunda kalır.