

Aşkın Karanlık Yüzü
The Deep Blue Sea
Yonetmen: Terence Davies
Vizyon Tarihi: 25 Kasım 2011
Konu
Aşkın Karanlık Yüzü (The Deep Blue Sea)’nün hikayesi savaş sonrasının İngiltere'sinde geçmektedir. Başrol oyuncularından Rachel Weisz, seyircinin karşısına Hester karakteriyle çıkıyor. Simon Russell Beale’nin hayat verdiği William Collyer da başarılı bir hakimdir ve Hester ile evlidirler. Mutsuz bir evliliği olan Hester, Kraliyet Hava Kuvvetleri'nin pilotlarından olan Freddie Page'a aşık olacaktır. Ancak Hester’ın duyduğu aşk, takıntılı ve bir o kadar da hem kendisine hem de karşı tarafa zarar veren bir aşktır. Aşkın Karanlık Yüzü, İngiliz tiyatro yazarı Terence Rattigan'ın aynı adlı eseri The Deep Blue Sea’nin beyazperdeye aktarılmış şeklinden oluşuyor. Yönetmen Terence Davies tarafından başarılı bir şekilde beyazperdeye uyarlanan film, ilk olarak Toronto Uluslararası Film Festivali'nde gösterime girdi ve sinemaseverlerden büyük beğeni topladı.
Oyuncu Kadrosu

Rachel Weisz
Hester Collyer

Tom Hiddleston
Freddie Page

Simon Russell Beale
Sir William Collyer

Harry Hadden-Paton
Jackie Jackson

Jolyon Coy
Philip Welch

Karl Johnson
Mr. Miller

Ann Mitchell
Mrs. Elton
Nicholas Amer
Mr. Elton

Sarah Kants
Liz Jackson

Oliver Ford Davies
Hester's Father
🎬 Bu Filmi Begendiysen Bunlara da Bak

Film detaylari icin tiklayin...
Nobleza baturra

Film detaylari icin tiklayin...
Factory Girl

Film detaylari icin tiklayin...
Ayat-Ayat Cinta

Masallardan yeryüzüne düşen, sıcacık bir aşk ve bağlılık öyküsü "The Road Home" ya da orijinal adıyla "Wo de fu quin mu quin". Başrolünde "Crouchin Tiger, Hidden Dragon (Kaplan ve Ejderha)" ve "Rush Hour 2" filmlerinin hırçın güzeli, genç yetenek "Zhang Ziyi" yer alıyor. Luo, babasının ölümü üzerine yaşadığı şehri terk ederek doğup büyüdüğü ve babasının çok sevilen bir öğretmen olarak hayatı boyunca çalıştığı köylerine geri döner. Evin tek çocuğu olarak basının cenazesini kaldıracaktır.Önceleri sadece sıradan bir cenaze merasimi için yola çıktığını düşünen Luo Changyu, köyde annesinin çok daha büyük ve geleneklere tam olarak uyulacak bir merasim isteğiyle karşılaşır. Geleneklere göre eller üzerinde ve yürüyerek taşınan cenazenin, eve dönüş yolunu asla unutmayacağına inanılmaktadır.Annesi ile babasının dillerden düşmeyen aşkını öğrenen Luo, annesinin bu isteğini kıramayacak ve yerine getirmek üzere cenazeyi taşıyacak kişileri ayarlamaya başlayacaktır...
Eve Dönüş Yolu

İlk kez yazarlık ve yönetmenlik yapan bir isimden ve gelecek vadeden genç oyunculardan oluşan bu sarsıcı hikâye, 21. yüzyıl toplumunun baskı ortamında gençlerin karşılaştığı ahlaki ikilemleri sorguluyor. Jacob Aaron Estes'in yönettiği Mean Creek, klasik bir Amerikan zorba hikâyesini tersine çeviriyor. Kendilerine sürekli zorbalık yapan çocuğa eğlenceli bir şekilde intikam almak isteyen bir grup genç erkek ve cesur bir kızın hikâyesinde hiçbir şey planladıkları gibi gitmez. Masum bir nehir gezisi ve çocukça bir şaka olarak başlayan olaylar, kısa sürede beklenmedik bir karşılaşmaya, doğada geçen sarsıcı bir yolculuğa ve düşmanla yüzleşmeye dönüşür. Bu olay, onların dostluk ve sorumluluk kavramlarını derinlemesine sorgulamalarına neden olur.
Mean Creek

Almanya, 1970'ler. 50'sini geçmiş başarılı bir iş adamı olan Leopold Blum, 19 yaşındaki öğrenci Franz Mesiter'i evine davet eder ve onun sevgilisi Anna'yla arasındaki tatminsiz cinsel ilişkisinden haberdar olur. İki erkek arasında bir ilişki başlar. Zaman geçtikçe rol yapma ve yönlendirme, çifte bedelini ödetir. Bir gün önemsiz bir mesele bir fikir ayrılığına yol açar, ve o andan itibaren ilişkileri bir yanlış anlamalar yumağına dönüşür. İki erkek, birbirlerinden tamamen farklı oldukları inancıyla giderek katılaşırlar. Bir gün Leopold'un iş gezilerinden biri sırasında Anna gelip Franz'ı morali bozuk bir halde bulduğunda durum yeni bir hal alır. Eski âşıklar arasındaki ilişki yeniden alevlenir, ama Leopold ansızın eve döner ve o da Anna'ya karşı bir cinsel ilgi gösterir. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, eskiden Leopold'un sevgilisi olan transseksüel Vera da çıkagelir.
Kızgın Taşlara Düşen Su Damlaları

Eski kocasıyla trajik bir geçmişi olan ve harabe bir hotelde taciz korkuları içinde yaşayan yalnız bir garson, garip bir adamla romantik anlar yaşamaya başlayınca yeniden hayatla ilgili umutlanır. Fakat paranoyak ve heryerde böcek gördüğünü söyleyen, eski asker olan sevgili için hayat o kadarda toz pembe değildir.
Böcek

Bulutların üzerinde belirir Avanti yazısı... Daha açılış jeneriğiyle ayaklar yerden kesilir... Mekan, cennet gibi bir İtalyan adası, müzikleri insanı kendinden geçirir... Billy Wilder filmografisinin en tatlı sürprizidir Avanti. Diğer filmlerine nazaran pek fazla bilinmeyen, lakin bir şekilde bulup izleyenini de kolay kolay pişman etmeyen eşsiz bir romantik komedidir. Kahramanımız Wendell Armbruster Jr.’ın Amerika'dan İtalya'ya doğru yola koyulmasıyla açılır film. Amaç, İtalya'nın Ischia adasında geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybeden ünlü iş adamı baba Wendell Armbruster'ı bu adadan alıp, birkaç gün içinde binlerce kişinin katılımıyla Baltimore'da gerçekleşecek olan cenaze törenine yetiştirmektir. Ancak filmin afişinde de yazdığı gibi, İtalya sürprizlerle doludur...
Avanti!

Max Paris'te yaşamaktadır. Bir gün şans eseri kafede en büyük aşkı Lisa'yı görür. Lisa ile tekrar görüşebilme saplantısı yüzünden o günlerde planladığı Tokyo gezisi ve hatta evlilik hazırlıkları hikaye olur çıkar. Lisa'nın yaşadığı yeri öğrenir, sinsi gibi apartmanda saklanmaya başlar. Lisa'ya benzeyen başka bir kadın; Alice, Max'i görür ve cinsel ilşkiye girerler. Şu halde işler biraz karışır tabii. Bu da yetmezmiş gibi Alice, Max'in samimi arkadaşı Lucien'in kız arkadaşı çıkar, iyice alt üst olur ortalık.
Apartman

On sekizinci yüzyıl Viktorya dönemi... Sarah, 'alt' sınıflardan gelme, sevdiği adamın peşinden gitmiş olduğu için toplum tarafından dışlanmış genç bir kadındır. Toplumun tamamen şekilden ibaret ahlak değerleri tarafından yargılanıp damgalanmış olan bu kadın, en ufak özgürlüklerden bile mahrum bırakıldığı, kıstırılmış bir hayat yaşamaktadır. Yine aynı şekilde, toplumun tamamen gösteriş budalası, samimiyetten uzak kurallarından sıkılmış ama bunu kendisine çok da itiraf etmek istemeyen Charles'la tanışan Sarah, çok da fazla konuşmaya gerek kalmadan aynı duyguları ve düşünceleri paylaştıklarını farkeder. Sarah'ın içinde bulunduğu 'düşük' sosyal sınıfa rağmen Charles, tam anlamıyla bir aristokrattır. Çok fazla ortak noktaları olan bu iki insanın bir arada olmalarını engelleyen belki de en önemli neden de budur. Tabi bir de Charles'ın, zengin bir tüccarın şımarık kızı ile olan nişan düzeyindeki ilişkisi.