

I didn't... I wasn't... I amn't...
Yonetmen: Laoisa Sexton
Vizyon Tarihi: 1 Kasım 2019
Oyuncu Kadrosu

Aidan Gillen
Aidan

Laoisa Sexton
Bee

Joseph McGucken
Drunk Businessman
Iris Tipper
Aidan's Baby
Wesley Doyle
Selfie Lad
Laurence Lowry
Man in Pub
Cyril Clohessy
Tayto Man

Neilí Conroy
Val
🎬 Bu Filmi Begendiysen Bunlara da Bak

Bir pizza dükkanı sahibi Joey Boca (Kline) ve Rosalie Boca (Ullmann) uzun zamandır evli bir çifttir. Rosalie bir gün kocasının onu uzun zamandır aldattığını öğrenir. Katolik olduğu için boşanamayan Rosalie kocasını öldürmeye karar verir. Annesi (Plowwright) ve çalışan Devo (Phoenix), Rosalie'ye yardım eder ve Joey'un ölmesi için iki tane de kiralık katil bulunur.
Ölümüne Sevmek

Sean Thornton doğup büyüdüğü İrlanda'ya,yeni bir hayata başlamak üzere geri döner. Kısa zaman içinde Mary Kate Danaher ile tanışır ve evlenmeye karar verirler. Ancak buna karşı çıkan biri vardır; Mary'nin abisi Will Danaher. Sean hem Will Danaher ile mücadele eder hem de geride bırakmak istediği hatıralarıyla... The Quiet Man, 7 dalda Oscar'a aday olan ve John Ford'a en iyi yönetmen Oscarı'nı getiren çarpıcı bir drama.
Sessiz Adam

Film detaylari icin tiklayin...
The Kills

Hapishane kaçkını Joe (Willis) ve hastalık hastası arkadaşı Terry (Thornton), banka memurunu geceden rehin alıp ertesi sabah ona işine kadar eşlik etmek suretiyle ilginç bir soygun tekniği geliştirmiştir. Medya onların üzerine odaklanır ve marifetlerini de bir parça abartır, ancak iki ahbapçavuşun tek derdi yeterli miktarda parayı toparlayıp Meksika’ya kaçmak, burada özgür ve yasalara saygılı bir hayat sürmektir. Fakat Kate Wheeler adlı bir ev kadınının (Blanchett) arabasıyla Terry’e çarpması, planları değiştirir. Rehin almak zorunda kaldıkları bu kadın, zamanla ikilinin suç dolu serüvenine ortak olur. Kate, bir anlamda aradığı değişikliği bulmuş ve monoton hayatından kurtulmuştur bu sayede. Hem haydutlar ona, hem de o haydutlara aşık olmuştur - evet, her ikisine birden... Çünkü ancak birbirlerini tamamladıklarında ideal bir sevgili etmektedir Joe ve Terry...
Haydut

1700'lerin tam ortasındayız. Genç bir İrlandalı olan Redmond Barry, bir subayı düelloda öldürünce kaçıp yeni bir hayat kurmak ister. Serüvenler sonucu kendisini savaşın ortasında Prusya ordusunda bulur. Savaştan sonra casuslukla görevlendirilip İrlandalı bir Şövalye'nin peşine takılır. Onunla birlikte Prusya'dan kaçar ve kumarbazlığa başlayarak Avrupa'nın kalburüstü sosyetesine burnunun ucunu sokmayı başarır. Ama gözü daha yükseklerdedir.
Barry Lyndon

Film detaylari icin tiklayin...
Eat the Rich

Meksika’da fakir bir kasabadan ABD'ye göçen Beatriz (Salma Hayek), Los Angeles’ta bütünsel tıp uzmanı bir sağlık uygulayıcısı olarak kariyer yapmak amacıyla yeni bir hayat kurmak ister. Zengin müşterilerinden biri olan Doug Strutt (John Lithgow), acımasız ve egoist bir milyarderdir. Bu iki birbirinden zıt insan, bir akşam yemeği için bir araya geldiğinde dünyaları çatışır ve hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
Beatriz Akşam Yemeğinde

50 yaşına gelmiş Pippa Lee, sadık ve sevgi dolu bir eş, ikiz çocukları için iyi bir anne, sevgili bir dost ve güleryüzlü bir komşu olarak yıllarını geçirmiştir. Pippa'nın huzurlu yaşamı kocasının aniden New York'tan ayrılarak, yaşlılıklarında yerleşebilecekleri bir huzur evi planını ortaya çıkarması ile soru işaretlerine gömülür. Bunun ardından Pippa Lee kocasının kendisinden çok daha genç bir kadınla birlikte olduğunu öğrenir. Huzurlu ve mutlu görünen çoğu insanın içinde herkesten daha vahşi bir yan bulunmasına benzer, Pippa Lee de kendi fırtınalı yönleriyle yüzleşmek üzeredir.
Pippa Lee'nin özel yaşamı

Aynı adlı televizyon dizisinden beyazperdeye uyarlanan “Sex and the City: The Movie”de birbirleriyle cinsel arzularını, fantezilerini, inanç ve düşüncelerini tartışan ve paylaşan New York’lu dört kadının öyküsü anlatılır. Candace Bushnell’in (1958 doğumlu) yazdığı kitaptan ve karakterlerden uyarlanan dizide ve filmde özellikle bekar kadın olma kavramı başta olmak üzere romantizm ve cinsellik üzerine samimi, açık sözlü tartışmalar ve yaklaşımlar öne çıkar. Konusu New York’ta geçen filmin odak noktasında dört kadın karakter vardır. 1990’lı yılların sonlarında toplumda kadın olma konusu ağırlık kazanırken toplumda kadının rolünün değişmesinden dört kadının nasıl etkilendiği üzerinde durulur.
Sex and the City

Oldfield, Yeni Zenlanda'nın yeşil tepelerinde ailesinin sahip olduğu çiftlik yaşamına uzak büyümüş, koyun fobisi olan bir bilgisayarcıdır. Pek çok koyunun beslendiği bu yeşil tepelere mecbur kalmadıkça ayak basmak istememektedir. Yine böyle bir mecburiyetin doğması nedeni ile bir gün çiftliğe dönmesi gerekir. Ailesinden kalan çiftlikten kendisine düşen hisseleri abisi Angus'a satacaktır. Oldfield, çiftliğe doğru isteksizce yola çıkarken Angus oldukça tehlikeli işlere girişmiştir. Kurmuş olduğu genetik mühendislik ünitesinde oldukça sorumsuz işler yapmaktadır. İşleri daha da karıştırmak üzere olan beceriksiz bir grup doğa aktivisti, Angus'un labaratuvarından bir mutant koyunu kaçırıp serbest bırakınca bütün çiftlik birbirine girer. Koyunlar, kendi doğalarından çıkarak kana susamış birer katile dönüşmüşlerdir. Oldfield'in en büyük korkusu ile yüzleşmesinin zamanı gelmiştir