

Oyunun Kuralı
La Règle du jeu
Yonetmen: Jean Renoir
Vizyon Tarihi: 9 Temmuz 1939
Konu
İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, bir kont bir haftasonu av partisi düzenler. Ne var ki av partisi efendilerle hizmetçiler arasında bir köşe kapmacaya dönüşür, ahlaksızlıkta ve zalimlikte birbirleriyle yarıştıkları, acımasız ve umutsuz bir ahlak tablosu çizer. İzleyicinin gözünün yaşına bakmadan drama dönen bu güldürüde, kırda tavşanların katledilmesi, 1940 ilkbaharındaki çatışmaların habercisi değilse de, duyguları konusunda fazlasıyla hilekar bir toplumun aptalca şiddete yönelmesini yansıtır. Dünyanın sonu, en azından bir dünyanın sonu yakındır, der bize bu acı ve karanlık trajikomedi. İlk gösterime girdiği sırada anlaşılmayan, uzun zaman boyunca yerden yere vurulan, yasaklanan, kesilen film savaş sonrasında sinemaseverler tarafından yeniden keşfedilmiş ve övgülere boğulmuştur * "Oyunu kuralına göre oynayan oyunda kalır" ana fikriyle şekillenen hikaye
Oyuncu Kadrosu

Jean Renoir
Octave

Marcel Dalio
Robert de la Cheyniest

Nora Gregor
Christine de la Cheyniest

Julien Carette
Marceau, le braconnier

Roland Toutain
André Jurieux

Paulette Dubost
Lisette, sa camériste

Gaston Modot
Edouard Schumacher, le garde-chasse

Mila Parély
Geneviève de Marras

Anne Mayen
Jackie, nièce de Christine

Eddy Debray
Corneille, le majordome
🎬 Bu Filmi Begendiysen Bunlara da Bak

1944 yılı İspanya'sında, sivil savaş kargaşası sona ermiş görünse de, Navarra'nın kuzeyindeki dağlık bölgelerde çatışmalar sürmektedir. Kendi hayal dünyasında yaşayan 10 yaşındaki Ofelia, hamile annesi Carmen'le birlikte, Navarra'ya, üvey babası Kaptan Vidal'in yanına gider. Kaptan Vidal, faşist yönetimin emrinde çalışan ve sınırları isyancılardan temizlemekle görevli bir memurdur. Sert mizacı ve otoriter tavrı nedeniyle üvey babasıyla en ufak bir yakınlık kuramayan Ofelia, bir gün arka bahçelerinde, esrarengiz bir labirent keşfeder. Bu labirentin içinde tanıştığı, gövdesinin yarısı insan yarısı yaratık olan Pan'la yaşayacakları, Ofelia'nın bütün yaşamını değiştirecektir.
Pan'ın Labirenti

Peter Gibbons orta yaş krizine biraz erken dalmış, işi veçalıştığı şirket için kendini heba eden bir bilgisayar programcısıdır. Fakat budayanılmaz ve beynini uyuşturan bitmek tükenmek bilmeyen rutinden artık çoksıkılmış ve bunalmıştır. Özel hayatı da doğrusunu isterseniz pek parlakdeğildir. Bir kız arkadaşı vardır elbette ama aldatıldığından da emindir.
Ofis Çılgınlığı

İlk kez 2005 Berlin Film Festivali’nde gösterilen bu gerçekçi büyüme öyküsü, klasik müzik ve bir suç imparatorluğu arasında kalan genç bir adamın hayatına mercek tutan nitelikli bir karakter incelemesi. Yirmi sekiz yaşındaki Thomas Seyr, Paris’te bir emlak mafyasının gelecek vaat eden üyelerindendir. Thomas’ın, bu “erkek” mesleğinin gölgesinde kalan bir özelliği ise, bir konser piyanisti olan annesinden miras kalan, piyano çalma yeteneğidir. Annesinin ölümünden sonra tuşlara hiç dokunmamış olan Thomas, emlakçılık uğruna yüz çevirdiği bu yeteneğinin asıl önceliği olduğunu fark eder. Ortağının karısıyla ilişkiye girmesi ve piyanoya verdiği ağırlık yüzünden işini ihmal etmeye başlaması Thomas’ın hayatını çelişkilerle dolu bir çalkantıya sürükler...
Kalbim Bir An Durdu

Birbirinden farklı üç karakter olan Zack, Jack ve Roberto, bir hapsihane hücresinde biraraya gelirler. Roberto'nun hiçbir şeyi kafasına takmayan sevimli halleri, ilk başlarda Zack ve Jack'in çok sinirine dokunsa da aynı hücrede kalmak zorunda olmalarından dolayı bu duruma katlanmak zorunda kalırlar. Hapisten kaçmayı kafalarına koyan ikiliye, Roberto yardım edebileceğini söyleyince üçü birden bir kaçma planı yaparlar * John Lurie, Tom Waits ve kendisine hayran kaldığım Roberto Benigni ile bir başka Jarmusch filmi. başlarda can sıkıntısı üzerine başka bir film gibi görünse de Benigni'nin aynı koğuşa düşmesiyle film biraz neşe bulur * Espiri ve çekişme dolu bir kaçış ve yol hikayesi olan film usta yönetmen Jim Jarmusch imzası taşıyor.
İçerdekiler

Xavier Paris'te ekonomi okuyan bir öğrencidir. Babasının bir tanıdığı ona mezun olduktan sonra iş vereceği konusunda söz vermiştir. Maliye Bakanlığı'ndaki bu iş için bir koşul vardır; İspanyolca öğrenmesi gerekmektedir. Erasmus programının da yardımıyla Xavier annesi ve sevgilisi ile vedalaşarak İspanya'ya uçar. Önceleri kalacak yer bulmakta güçlük çeken genç adam, sonunda her biri Avrupa'nın bir başka köşesinden gelen yedi öğrencinin paylaştığı bir daireye yerleşir. Yeni arkadaşlar, yeni deneyimler, farklı uluslardan genç insanların karmaşık ama yine de uyumlu birlikteliği, bambaşka gelenek-görenekler ve yönelimler tüm bunlar Xavier'e erkekliğe geçişinden çok şey öğretir.
İspanyol Pansiyonu

Eddie travesti bir performans sanatçısıdır ve Tokyo’nun eşcinsel gettosu içerisinde bir barda çalışmaktadır. Bar işletmecisi ve uyuşturucu satıcısı olan Gonda ile de gizli bir ilişki yaşamaktadır. Barın gözdesi konumunda olan Eddie, mekânın “madam”ı olan ve Gonda’nın da sevgilisi Leda isimli bir başka travesti tarafından kıskanılmaktadır. Girdikleri şiddetli rekabetin amacı, hem bar hem de Gonda içindir. Diğer taraftan Eddie’nin çocukluğundan gelen travmaları zihnini rahat bırakmamaktadır.
Güllerin Cenaze Töreni

Film detaylari icin tiklayin...
Singapore Sling: Ο άνθρωπος που αγάπησε ένα πτώμα

Film detaylari icin tiklayin...
Mouchette

İkinci Dünya Savaşı sonlarına doğru Almanya'nın içlerine doğru ilerleyen Amerikan ordusuna karşı savaşacak ordusu zayıflayan ve azalan Almanya artık 16 yaşında çocukları da askere alıp cepheye sürmektedir. Küçük bir kasabanın okulunda birlikte okuyan 15-16 yaşlarında 7 arkadaş birbirlerinden de etkilenerek askere yazılır. Temel eğitim almaya başladıkları sırada Müttefiklerin kendilerine doğru geldiğini gören komutan bu 7 genci, biraz da korumak maksatlı kendi kasabalarının köprüsünde görevlendirir. Ancak bozguna uğrayan Alman ordusu çok çabuk bölgeyi boşaltınca Köprüdeki 7 arkadaş düşman tanklarıyla karşı karşıya kalırlar.. Savaşın acımasız yüzünü gösteren iyi bir film..
Köprü

Boksör Jakc la mottanın kendi ağzından anlattığı şampiyonluklardan bar komedyenliğine uzanan hırslı hayat hikayesi.Usta yönetmen Martin Scorsese'nin yönettiği bu film protesto amacıyla siyah-beyaz çekilmiştir,aynı zamanda sinema eleştirmenleri ve yönetmenleri tarafından tüm zamanların en iyi filmleri içinde ilk 10 sıradadır.