

Caz Şarkıcısı
The Jazz Singer
“Sinema tarihindeki ilk sesli film.”
Yonetmen: Alan Crosland
Vizyon Tarihi: 6 Ekim 1927
Konu
Jakie Rabinowitz, babasının aile geleneği olarak kendisi için planladığı kantörlük yerine caz şarkıcısı olmak için evden kaçar. Kendine Jack Robin adını veren Rabinowitz, yıllar sonra ünlü bir adam olarak geri döner ve sonunda sinagogda Kol Nidre'yi okuyarak ölmekte olan babasıyla barışır.
Oyuncu Kadrosu

Al Jolson
Jakie Rabinowitz

May McAvoy
Mary Dale

Warner Oland
Cantor Rabinowitz

Eugenie Besserer
Sara Rabinowitz

Otto Lederer
Moisha Yudelson

Robert Gordon
Young Jakie Rabinowitz

Richard Tucker
Harry Lee
Yossele Rosenblatt
Cantor Rosenblatt

William Demarest
Buster Billings (uncredited)

John Miljan
Host (uncredited)
🎬 Bu Filmi Begendiysen Bunlara da Bak

Forrest Gump, düşük IQ’su olmasına rağmen, Amerikan tarihinin en önemli olaylarının tam ortasında yer alan biridir. Alabama'da büyüyen Forrest, koşma yeteneği sayesinde üniversiteye girer, Vietnam Savaşı'na katılır, Beyaz Saray’a davet edilir ve karides işinden milyoner olur. Ancak tüm bu başarılar, çocukluk aşkı Jenny’ye duyduğu sevginin yanında sönük kalır.
Forrest Gump

Lester Burnham, çevresindeki insanlar tarafından sevilmediğini ve horgörüldüğünü düşünmektedir. Karısı Carolyn, bunca yıllık evliliklerinden sonra sanki ondan nefret eder gibi davranmaktadır. Kızı Jane, onu küçük görmektedir. Patronu ise sürekli onun girişimlerini baltalamaktadır. Yıllardır gizlemekte olduğu tutkuları sonucunda Lester, hayatında birkaç küçük değişiklik yapmaya karar verir. Böylelikle orta yaş krizini de kolaylıkla atlatabileceğine inanmaktadır. Aldığı kararlar sonucunda giderek özgürleştikçe ve mutlu olmaya başladıkça karısıyla kızını daha çok sinirlendirmeye başlar.
Amerikan Güzeli

Zengin medya patronu Charles Foster Kane kendi özel şatosu Xanadu'da ölür. Ölürken son söz olan Rosabud'u fısıldar. Bütün gazetelerde Kane ile ilgili değişik hayat hikayeleri yayınlanır. Genç bir gazeteci Kane'nin son sözünün ne anlama geldiğini araştırmak için görevlendirilir. Gazeteci Kane'nin yakınlarıyla iletişime geçer. Biz de Kane'nin geçmişine tanık oluruz. Bu bireysel hikaye aynı zamanda mükemmelliyetçiliğin ve otoriter yönetimin hazin sonuçlarını da göstermektedir.
Yurttaş Kane

Gelecek zaman… İnsanlar iki gruba ayrılmış durumdadır: düşünenler (ancak hiçbir makinenin nasıl çalıştığını bilmiyorlar) ve çalışanlar (fikir sahibi değiller). Düşünenler planları yapıyor, çalışanlar da bunları uyguluyorlar. İki grup da tam değildir ama birleşince bir bütün oluyorlar. Bir gün düşünenlerden biri yeraltına çalışanların yanına iner. Gördükleriyle birlikte hayatın akışı değişmeye başlar…
Metropolis

Film detaylari icin tiklayin...
The Girl with the Instagram

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, bir kont bir haftasonu av partisi düzenler. Ne var ki av partisi efendilerle hizmetçiler arasında bir köşe kapmacaya dönüşür, ahlaksızlıkta ve zalimlikte birbirleriyle yarıştıkları, acımasız ve umutsuz bir ahlak tablosu çizer. İzleyicinin gözünün yaşına bakmadan drama dönen bu güldürüde, kırda tavşanların katledilmesi, 1940 ilkbaharındaki çatışmaların habercisi değilse de, duyguları konusunda fazlasıyla hilekar bir toplumun aptalca şiddete yönelmesini yansıtır. Dünyanın sonu, en azından bir dünyanın sonu yakındır, der bize bu acı ve karanlık trajikomedi. İlk gösterime girdiği sırada anlaşılmayan, uzun zaman boyunca yerden yere vurulan, yasaklanan, kesilen film savaş sonrasında sinemaseverler tarafından yeniden keşfedilmiş ve övgülere boğulmuştur * "Oyunu kuralına göre oynayan oyunda kalır" ana fikriyle şekillenen hikaye
Oyunun Kuralı

Filmde İngiltere ve Fransa arasında 14. yüzyıl'da başlayan Yüzyıl Savaşları sırasında ülkesi Fransa'ya manevi destek veren hatta orduya katılarak İngilizlere karşı çarpışan Fransız Katolik azizesi Jeanne d'Arc'ın 1431 tarihinde henüz 19 yaşındayken İngilizlere esir düştükten sonra Tanrı ile konuştuğunu ileri sürdüğü için kafirlik suçuyla yargılanması, zindanlarda işkence görmesi ve yakılarak ölüme mahkum edilmesi anlatılmaktadır.
Jeanne d'Arc'ın Tutkusu

Frantisek Louka (Zdenek Sverak), Çekoslovakya'da devlet konservatuarında çello çalan bir bekardır. Orkestradaki işini kaybedince para kazanmak için cenazelerde çalmaya ve mezar taşlarını boyamaya başlamıştır. Ancak borcu gittikçe büyüyünce arkadaşı Mr.Broz (Ondrej Vetch), Rus bir kadınla evlenmesi için onu ikna eder. Kadın Louka'yla Çekoslovakya vatandaşı olabilmek için evlenir ancak evlendikten sonra Batı Almanya'daki sevgilisine kaçar. Geride bıraktığı beş yaşındaki oğlu Kolya (Andrej Chalimon)'nın anneannesi ölünce, Kolya üvey babasıyla yaşamak için Çekoslovakya'ya gelmiştir. Huysuz ihtiyar Louka ile sevilmeyip de ne yapılası Kolya'nın öyküsü..
Kolya

Sizce sıradan bir baba çocukları ile daha fazla zaman geçirebilmek için ne kadar ileri gider? Daniel Hillard (Robin Williams) sıradan bir baba değildir. Eski karısının (Sally Field) evde bir bakıcıya ihtiyacı olduğunu öğrenince hemen bu iş için başvurur. Mükemmel peruğu, birazcık makyaj ve bütün durumlara elverişli elbisesi ile Mrs. Doubtfire kendini işne adamış İngiliz bir bakıcı olarak hemen işe alınır. Ve tüm alesiyle yepyeni bir hayat yaratır. Şok edici, neşeli ve çoğu zaman dokunaklı olan bu filmi Robin Williams tekrar tekrar seyredilmesini sağlıyor.
Müthiş Dadı... Müthiş Baba

Dönemin en gözde tiyatro oyuncusu güzeller güzeli Elisabet Vogler (Liv Ullmann), önemli bir piyes sırasında aniden susar. Şaşkına dönen insanlar ne olup bittiğini anlayabilmek için ellerinden geleni yapsalar da Vogler konuşmamaya devam eder. Son çare olarak bir kliniğe yatırılan kadın burada da dilsizliğine devam eder. Bedeninde tıbbi olarak hiçbir problem bulunamayan Vogler, doktorun tavsiyesiyle gözlerden uzak bir yazlığa gönderilir. Vogler’a genç bir hemşire olan Alma (Bibi Andersson) eşlik eder. Yazlıkta da Vogler'in ağzını bıçak açmaz. Vogler sustukça Alma konuşur. Alma saatlerce, günlerce kendi hikayesini anlatır. Sonunda meydana gelen şey ise psikoloji biliminin en ilginç vakalarından birini oluşturacaktır.