

Ah Paris
Forget Paris
“Romantik dakikalarla dolu. Muhteşem. Gerçek gülümsemeye hazır olun.”
Yonetmen: Billy Crystal
Vizyon Tarihi: 19 Mayıs 1995
Konu
Mickey evliliğin ne demek olduğunu biliyordu. Eşlerden birinin mutlu diğerinin mutsuz olmasının bir evliliği yürütemeyeceğinin farkındaydı. Çünkü mutlu bir evlilik için herkesin mutsuz olması gerekiyordu. Basketbol hakemi olan Mickey bir havayolu sirketinde çalışan Ellen (Debra Winger) ile tanıştı ve aşk bu hikayede tatlı bir acıya dönüştü. Paris'te birbirlerine deli gibi aşık oldular ve pek de istemeden kariyerlerini sürdürmek için ayrıldılar, fakat yine de tutku dolu buluşmalardan kendilerini alıkoyamadılar. Aci veren bölümse evliliğin aşklarını tedavi etmeyeceğinden emin olmaktı. Yapımcı, yönetmen ve senaryo yazarı olarak filme imza atan Crystal'la birlikte Joe Mantegna, Julie Kavner ve William Hickey'nin oyunculuklarıyla kattığı ışıltı bu tatlı romantik hikayeyi unutulmazlar arasına koyuyor.
Oyuncu Kadrosu

Billy Crystal
Mickey Gordon

Debra Winger
Ellen Andrews Gordon

Joe Mantegna
Andy

Cynthia Stevenson
Liz

Richard Masur
Craig

Julie Kavner
Lucy

John Spencer
Jack

Mary Ann Hermansen
Knicks City Dancer
Bill Laimbeer
Bill Laimbeer

John Starks
John Starks
🎬 Bu Filmi Begendiysen Bunlara da Bak

James Stevens(Anthony Hopkins), İkinci Dünya Savaşı öncesinin çalkantılı İngiltere'sindeki, Darlington Malikânesi'nin baş uşağıdır ve kurallara olan aşırı bağlılığıyla ün salmıştır. Yanında çalışan işçilere karşı çelik disiplini uygulayan bu adam hayatını Lord'unun(James Fox) hizmetine adamıştır.Sürüp gitmekte olan bu durum, aşçıbaşı Miss Kenton'ın(Emma Thompson) malikâneye gelmesiyle çatlamaya başlar. Kenton, merhametli, ince ruhlu bir kadındır. Gözü hizmetten başka bir şey görmeyen Stevens, Bayan Kenton'a karşı sıcak duygular hissetse de bunu açığa vuramayacak kadar gururludur...
Günden Kalanlar

Film detaylari icin tiklayin...
L'Homme qui aimait les femmes

Jean Baptiste Grenouille, 18.yy da Paris’te dünyaya gelmiş olup, son derece değişik bir karakterdir. Her türlü kokuya karşı sıra dışı bir algısı vardır. Duyarlılığı çok yüksektir. Öte yandan diğer duyuları aksine gelişmemiştir. Arzu ettiği kokulara sahip olmak uğrunda her şeyi yapmaya hazırdır. Buna insan öldürmek de dahil. Bir gün kendine ait bir ten kokusunun olmadığını fark eder. Bu durumda tek çare vardır. Ona insan kokusu gerekir. Yeni baştan yaratacağı bir insan kokusu. Bunu elde etmek için de insanlara gereksinimi vardır. Patrick Süskind’in aynı adlı romanından uyarlanan film, koku ile var olabilen Jean Baptiste’in trajedisini anlatmaktadır.
Koku: Bir Katilin Hikayesi

Lewis, aile bulma özlemi içinde olan yetim bir çocuktur. Wilbur Robinson'la karşılaştığında Lewis'in yaşamı değişir. Robinson, onu her şeyin mümkün olduğu geleceğin dünyasına götürür.
Robinson Ailesi

Öğrencilerin sesini yükseltmeye başladığı, o ünlü 68 Baharı'ndayız. Isabelle ve erkek kardeşi Theo, bohem aileleri tatilde olduğu için Paris'te yalnız kalmışlardır. Matthew isimli Amerikalı bir öğrenciyi evlerine davet ederler. Üçünün de ortak özelliği ise filmlere olan düşkünlükleridir. Zaman içinde konukla aralarındaki ilişki tutkularının peşinden cinselliği tüm yönleriyle keşfedecekleri arzu dolu bir oyuna dönüşür. Dışarıda ise devrim sesini çoktan yükseltmeye başlamıştır.
Düşler, Tutkular ve Suçlar

Film detaylari icin tiklayin...
C'était un rendez-vous

Andrei Tarkovsky’nin yurtdışında çekilmiş ilk filmi olma özelliğine sahip yapıtın başrollerinde Oleg Yankovsky, Erland Josephson ve Domiziana Giordano yer almaktadır. Film, 1983 Cannes Film Festivali'nde üç dalda ödül almış ve Altın Palmiye'ye aday gösterilmiştir. Rus şair Andrei, müzisyen Sosnovsky’nin hayatını araştırmaya başlar ve bu süreç zamanla kendisi için içsel bir serüvene dönüşür. Felsefe ve şiirin bolca işlendiği edebiyat dolu bu otobiyografik film, alışılmış tarzın dışındaki monologlarıyla dikkatleri çeker. Tanınmış bir Rus şair olan Andrei, 18. yüzyılda yaşamış ve Bolonya'da eğitim görmüş memleketlisi müzisyen Sosnovsky'nin hayatını araştırmak için İtalya'ya gelir. Güzel İtalyan tercümanı eşliğinde Toskana'dayken mutsuz evliliğinin, karısının ve çocuklarının Rusya'daki hatırası onu avlar. Seyahati giderek içsel bir serüvene dönüşürken mistik bir aydınlanma, şairin yolunu aydınlatacaktır.
Nostalji

Peter Gibbons orta yaş krizine biraz erken dalmış, işi veçalıştığı şirket için kendini heba eden bir bilgisayar programcısıdır. Fakat budayanılmaz ve beynini uyuşturan bitmek tükenmek bilmeyen rutinden artık çoksıkılmış ve bunalmıştır. Özel hayatı da doğrusunu isterseniz pek parlakdeğildir. Bir kız arkadaşı vardır elbette ama aldatıldığından da emindir.
Ofis Çılgınlığı

Enid (Thora Birch) ve Rebecca (Scarlett Johansson) liseden yeni mezun olmuş iki yakın arkadaştır. Rebecca bir kafede iş bulur ve kendine bir daire tutmaya karar verir. Enid ise çok karamsar bir kızdır ve bütün işleri gereksiz, bütün insanları ise aptal ve serseri olarak görmektedir. Fakat hayatı, saplantılı ve yalnız bir kolleksiyoncu olan Seymour (Steve Buscemi) ile tanışınca birden bire değişir, böyle birine karşı hissetmeyeceğini sandığı garip duygular içindedir artık * Daniel Clowes'un underground çizgiromanından beyazperdeye aktarılan film, pek çok eleştirmen tarafından 2001'in en iyi filmi olarak gösterildi * Çok tatlı bir filmdi, pek tarzım olmamasına rağmen oldukça keyifli vakit geçirdim * Söyleyecek çok fazla lafı olan bir film olmuş. Yani detaylara dikkat edildiğinde her yana (aile kavramına, toplum düzenine, kapitalizme, ayrımcılığa, sanat anlayışına, vs...) öyle bir açıktan saldırı var ki, kesinlikle birden çok kez izlenmeli diye düşünüyorum.
Hayalet Dünya

Film detaylari icin tiklayin...